Embed

ARTIK HİÇ DEMEYECEĞİM / MİRAGE ( Özlem AYRAL )

“ Seni seviyorum “… Yakınına yaklaşmadan, anlatma ihtiyacı duymadan, hatta hiç anlaşılmayı beklemeden. Beklentisiz alışkanlığım diyerek seviyorum. Hiçbir şey ummadan, bir şey istemeden, artık hayal bile kurmadan…
Yüreğimden doğan, tüm hücrelerimle beslediğim, büyüttüğüm, içimde yorulmadan taşıdığım, kendimden bile sakındığım, sessiz bir sır gibi taşıdığım, kimsenin görmediği, sol yanıma yasladığım dünyanın en zengin insanı addederek kendimi, isim koymadığım bir hikâye kurgulayarak seviyorum O'nu… Allah’ın bahşettiği bir lütuf diyerek seviyorum.

Bu sır O’ndan güzel… Dokunmaya kıyılamayan kristal bir kadeh gibi…
Bu sır, hiç sönmeyen titrek bir mum alevi… 
O sönmesin diye kapıları, pencereleri açmadığım, geceleri gündüze bağladığım… Gün ışığı girip alevinin önüne geçmesin diye perdeleri aralamadığım, kendimden bile sakındığım bir sır.
Kimseye söylemiyorum. Hem söylesem de anlaşılmaz, kimse anlayamaz zaten. Akıl dışı bir serüven nasıl anlatılır ki?
Ateş neredeyse orası yanıyordur.
Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmıyorum. Artık varmak istediğim bir yerde yok. Endişem yok, eminim kendimden ve sırrımdan.
Sevgimin ispat edilmesi ise çok gereksiz. 
İspatı varlığım, delili yüreğim..
Hiç kimseye bir şey açıklama zorunluluğum yok. Kimsenin anlamasını da beklemiyorum. Bu zaten “al işte bak” diyebileceğim bir şeyde değil… Zamanında yakınlarım anlasın istedim, anlatmayı çok denedim, ama sonuç hep onların ne hissettiği, ne gördüğüne dayandı. Kimse benim hissettiklerimi anlamaya çalışmadı. Herkesin mantıklı açıklamaları vardı beni hatalı çıkaran… Oysa bilemediler ki, aşk bir yangındı, düştüğü yeri yakıp geçerken, âşık o yangında yanmayı göze alandı. Yangın mahallini mantıkla söndürmek, alevin şiddetini artırıyordu sadece… Öyleyse bu sır benim sırrım olmalıydı. Söylenmeyen, anlatılmayan, detayı bende gizli olan… 

Hiçbir şey değişmesin, yerli yerinde dursun.
Ben her defasında mağlup ilan edileyim.
O öyle uzak olsun, olduğu gibi kalsın.
Ulaşılmaz, dokunulmaz ve bende olduğum gibi kalayım.
Çünkü ben O’nu hep ilk sevdiğim gibi, ben gibi sevmek, kendimi de beni ilk tanıdığı gibi hatırlanır kılmak istiyorum.

Endişelerini tanıyorum. Yalnızlıklarını, kırgınlıklarını ve hatta hırslarını ve nedenlerini…
Yanı başında olmasam da; sol yanındaki organın atışlarını biliyorum.
Ellerini tutmasam da; sinirlendiğinde avuç içlerinin nasıl terlediğini…
Kızdığında; nasıl baktığını, kendi kabuğuna çekilişini,
Ruhunun neler istediğini, küfürlerini, zihninden geçen tüm hallerini biliyorum.
O’nun beni cezalandırdığını hatta ipimi çektiğini de biliyorum.
Ben O’nunla cenneti de tanıdım, cehennemi de..

O’nu olduğu gibi sevdim. 
Değişsin, benim istediğim gibi olsun, benim gibi düşünsün, benim gibi davransın istemedim, ya da başkaları gibi… İlk tanıdığımda kim ise, son ânâ kadar değişene değil aslının aynısına taliptim. 
Uzaklıklara umutlarımı bağlamıyorum artık. Yetiyor aynı gökyüzünün altında yaşamak.
Gökyüzüne baktığımda biliyorum ki, O’da aynı semaya uzatıyorsun ellerini.
Geceye döndüğünde gün, yıldızları izlerken biliyorum ki aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı dolunayın altında hatta aynı şarkıları dinliyoruz.

Bir savaşta kurşun yemiş bir asker gibiyim. Kurşun sol yanıma yakın duruyor bedenimde.
Çıkaramıyorlar… O kurşunu çıkarırlarsa hayatla bağımın kesileceğini biliyorlar.
Yabancı bir metal, hayat ile bağımı sağlayan bir yerde öylece duruyor.
Herkesi şaşırtan ama beni hayata bağlayan o kurşunla yaşayıp gidiyoruz.
Birbirine yabancı ama birbiriyle yaşamak zorunda olan…
O’nu sevmek böyle bir hikaye benim için.
Var olmanın güzelliğini hatırlatan, özlemli ve bir o kadar da ulvî…

Bu hikâyede “biz” öznesi olmadığı için, konuşacak bir şey de kalmıyor ne güzel.
“Sen ona esirsin ama o özgür” derken yaman bir çelişkiyle özgürce sevmek diyorum buna.
O özgür... İstediği zaman çeker gider, hem de nereye isterse…
Gerçekten yaman bir çelişki bu… Benim O’ndaki esaretim, O’nun özgürlüğü…
Hayalimde ki kendini görse, kendini kendinden kıskanır.
Bu nedenledir ki artık O’na hiç “seni seviyorum” demeyeceğim. Her şey güzel, duru kalsın. İçimde büyüttüğüm sırrı kimseye afişe etmek istemiyorum artık. Bu büyülü aşka gerçeğin eli dokunsun istemiyorum. Zaman acıyı, hüznü taşıyor, eskiyor, eksiliyor, yıpranıyor ve O’na “seni seviyorum” dediğimde beklentilerin eşiğinde buluyorum kendimi. 
O’na onu sevdiğimi söylediğimde, zaman hançer olup gözüme saplanıyor. Konuşmalar yapaylaşıyor. Dünya yörüngesini şaşırıyor ve O… Sanki sıradan bir cümle duyuyormuş gibi seslenince bana, yüreğime vuran sureti değişiyor. Ben zapt edilen bir kale değilim. Biz savaşmadık. Sadece sevdik. Bu hissi sevmiyorum, bu nedenle bu hayatta artık susmaya karar verdim. Belki ötelerde seslenirim yeniden “seni seviyorum” larla… Belki o zaman sır olmaktan çıkar ve buralara yazılamayan, ötelere yazılan, gerçeğin kadehinde sunulan şahane meyde O’nu yudumlarken, kim bilir belki o zaman O’da aynı meyden yudumlamaya talip olur.

O artık benim en güzel sırrım. Kimsenin bilmek zorunda olmadığı ama benim sol yanımda taşıdığım…

Mirage ( Özlem Ayral )

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !